John Newhouse tarafından kaleme alınan "Boeing versus Airbus: The Inside Story of the Greatest International Competition in Business" (2007), havacılık dünyasının iki dev şirketi arasındaki kıyasıya rekabetin derinliklerine inen kapsamlı bir çalışmadır. John Newhouse, kitabın giriş bölümünde de belirttiği üzere; havacılık endüstrisinin volatil yapısını vurgular, şans faktörünün başat aktörlerden biri olduğunun altını çizer ve kişilerin yöneticilik vasıfları ile dönüştürücü rollerinin paha biçilmez olabileceğini anımsatır. Lockheed ve McDonnell Douglas'ın (McDac) pazar paylarını nasıl kaybettiklerini izah ederken bir yandan da Airbus ve Boeing arasındaki düopol yapıdan söz ederek, geçmişten dersler alınması gerektiğini ve yapılabilecek bir hatanın dramatik sonuçlar doğurabileceğini vurgular. Bu kitabı okuyarak şu noktaları gözlemleyebilirsiniz:
- 1970'lerde sivil hava yolu taşımacılığı pazarı Boeing'in hakimiyetindeydi ancak Lockheed ve McDonnell Douglas (McDac) da pazardan pay almaktaydı. Ancak Lockheed'in L-1011 projesindeki şanssızlığı ve McDac'in çift motorlu geniş gövdeli uçak yerine DC-10'da ısrar etmesi, bu devlerin commercial (ticari) pazardan çekilmelerine yol açtı
- Kitap,1980'lerin başına kadar Boeing'in mutlak hakimiyetinde olan sivil hava yolu taşımacılığı pazarının, "Airbus Industrie" adlı Avrupalı bir "yükselen gücün" (arriviste) ortaya çıkışıyla nasıl bir düopole dönüştüğünü anlatır
- Airbus; İngiliz, Fransız ve Alman hükümetlerinin kendi uçak endüstrilerini koruma endişesiyle doğan bir konsorsiyumdu ve Beoing'in kibri nedeniyle başlangıçta görmezden gelindi. Boeing, Airbus'ı sosyalist bir proje olarak görmekte ve devlet sübvansiyonlarıyla ayakta kalmaya çalışan bir organizasyon olarak betimlemekteydi. Ayrıca monokültür bir yapıya sahip olan Boeing, multikültür bir yapıdan oluşan Airbus'tan daha üstün ve rafine işler ortaya çıkardığını düşünerek kibrini beslemekteydi. Ancak 1993 yılında tarihte ilk kez Moody's tarafından Boeing'in notunun düşürülmesi alarm çanlarının çalmasına sebep oldu.
- Boeing'in yükselişinde ve endüstri lideri oluşunda T. Wilson'ın rolü son derece önemliydi ve deyim yerindeyse şirkete altın çağlarını yaşatmıştı. T. Wilson, uçağı tepeden tırnağa bilen, işinin erbabı bir yöneticiydi. Airbus tarafında ise Jean Pierson, hırslı mizacı ve risk alan yapısıyla Airbus'ın yükselişinin ana aktörlerinden biriydi.
- Boeing eskiden bir "mühendisler şirketi" idi ve odak noktası en iyi uçağı yapmaktı
- Geniş gövde pazarında Boeing'in B777 ile "Point-to-Point" yaklaşımının, Airbus'ın A380 ile oynadığı "Hub-to-Hub" kumarına baskın geldiğini anlatan Newhouse, Airbus'ın özellikle Fransız-Alman siyasi dengesini korumaya çalışan "çift başlı" (iki CEO, iki başkan) yönetim yapısını eleştirir ve bu durumun hataları veya yönetimsel krizleri beraberinde getirdiğini vurgular.
- Kitap, 2008 küresel ekonomik krizine kadarki bir periyodu anlatır. Kitabın son bölümünde ise John Newhouse, şu can alıcı soruyu sorar: Boeing bir uçak üreticisi mi kalacak, yoksa sadece bir finansal yatırım şirketi mi olacak? Yazara göre Boeing'in en büyük hatası üretimden kopmasıyken, Airbus'ın hatası ise teknik mükemmeliyeti siyasi hırslara kurban etmesidir.

.jpg)
.jpg)
Lütfen ofansif bir dil kullanmadığınızdan, yapıcı öneriler ve eleştirilerde bulunduğunuzdan emin olun. Yorumlar denetlendikten sonra uygun bulunursa yayımlanmaktadır. Anlayışınız için teşekkürler.