Günümüzde giderek daha karmaşık, öngörülemez ve dinamik hale
gelen hava sahası kullanım prosedürleri ve artan hava trafiği talebi düşünüldüğünde,
hava trafik kontrolörlerinin (ATCO) ve pilotların karşı karşıya kaldığı en
büyük tehdit bilgi eksikliği değil, mevcut bilgiyi işleme ve eyleme dönüştürme
biçimlerindeki yapısal kusurlardır. İnsan zihni, kokpit göstergelerinden veya
radar ekranlarından gelen sonsuz veri akışını olduğu gibi kopyalayabilecek ya da
anlık olarak işleyebilecek bir kapasiteye sahip değildir. Bunun yerine, büyük
resmi algılayabilmek, yorumlayabilmek ve ona tepki verebilmek için
"zihinsel modeller" (mental models) inşa edilir. Karar alma
süreçleri, bu zihinsel modellerin çizdiği sınırlar içinde gerçekleşir. İnsan
eylemlerinin ve taktiksel kararların ardındaki itici güç, genellikle rasyonel
hesaplamalardan ziyade, bireylerin olguları ve gerçekliği kendi zihinlerinde nasıl
yapılandırdıklarıdır.
Thomas J. Chermack'ın çalışmaları, insanların sürekli olarak
gerçekliğin zihinsel modellerini inşa ettiklerini, ancak çoğu zaman bunu
yaptıklarının farkında bile olmadıklarını ortaya koymaktadır. Bu modeller,
bireyin dünyayı nasıl anladığını ve nasıl eyleme geçtiğini etkileyen
varsayımlar, inançlar, operasyonel deneyimler ve önyargılardan oluşmaktadır.
Stratejik yönetim, Mürettebat Kaynak Yönetimi (CRM - Crew Resource Management)
ve bilişsel psikoloji alanlarını kesiştiren bu kapsamlı kuram, zihinsel modeller
ile karar alma mekanizmaları arasındaki ayrılmaz bağı derinlemesine analiz
eder.
Chermack'ın (2003) vurguladığı gibi, zihinsel modeller insan
sistemlerinde hem "problem" hem de "çözüm" konumundadır.
Problem olmalarının sebebi, içerdikleri önyargılarla karar alma süreçlerini
çarpıtmalarıdır; çözüm olmaları ise, bir sistemin durumunu öngörmemize olanak
tanıyan yegâne yapılar olmalarıdır. Operasyonel bir sorunla karşılaşıldığında
ilk şikâyet bilgi eksikliği olsa da, asıl sorun mevcut zihinsel modelin gelişen
acil durumla (emergency) uyumsuz olmasıdır.
Peki Hava Trafik Kontrol ve ATM Gibi Safety-Critical
Alanlarda Karar Almayı Güçleştiren Faktörler Nelerdir?
Chermack (2004), karar vericilerin karmaşık ve dinamik
durumlarda neden başarısız olduklarını açıklayabilmek için dört temel nedene
odaklanır: sınırlı rasyonalite, yalnızca dışsal değişkenlere odaklanma eğilimi,
bilgi ve bilginin yapışkanlığı ile sürtünmesi ve son olarak karar öncüllerini
içeren kusurlu zihinsel modeller. Bu faktörler, tek tek ya da bir arada, karar
hatasının en uç biçimi olan "ahmaklığa" (folly) zemin hazırlayabilir.
1. Sınırlı Rasyonelite (Bounded Rationality)
Herbert A. Simon tarafından kavramsallaştırılan bu kavram,
rasyonel bireylerin optimal yerine "kabul edilebilir, yeterince iyi "
(satisficing) bir kararı tercih edeceğini öne sürer. Karar vericilerin tam
bilgiye nadiren sahip olması, insan zihninin sınırlı hesaplama kapasitesi ve
zaman baskısı rasyonaliteyi sınırlar. Bu kısıtlar nedeniyle profesyoneller, tüm
alternatifleri taramak yerine "elverişlilik önyargısı"na
(availability bias) başvururlar. ATC bağlamında bu son derece kritik sonuçlar
doğurabilir: Beklenen olayı algılama yönündeki önyargı (örneğin, bir uçağın her
zamanki SID/STAR rotasını takip edeceğini varsaymak), alışılmamış durumlar söz
konusu olduğunda durumsal farkındalığın (situational awareness) kaybına yol
açar. Yüksek iş yükü (high workload), beklenmedik olanın (örneğin pist
ihlalleri - runway incursions) hatalı yorumlanma olasılığını dramatik biçimde
artırır. NASA'nın Havacılık Emniyet Raporlama Sistemi (ASRS) verileri, yüksek
iş yükü altındaki elverişlilik önyargısının pist ihlallerinde majör bir
zihinsel etken olduğunu açıkça göstermektedir.
2. Dışsal Değişkenlere Odaklanma Eğilimi
Geleneksel sorun çözme yaklaşımları, olayları yalnızca
dışarıdan gelen (exogenous) değişkenler olarak görmeye yatkındır. Oysa karmaşık
sistemlerde, organizasyonun ya da bireyin kendi iç süreçleri (endogenous
variables) çevreyle sürekli bir geri bildirim döngüsü içindedir. İçsel
değişkenlerin göz ardı edilmesi, sistem düşüncesinden (systems thinking)
uzaklaşılmasına ve problemin kök nedenlerinin anlaşılamamasına yol açar.
ATC operasyonları açısından bu, yalnızca hava durumu veya
uçuş yoğunluğu gibi dışsal faktörlere değil; kontrolör yorgunluğu, vardiya
teslim usullerinin tutarlılığı, ekip iletişim örüntüleri ve prosedürel uyum
gibi içsel dinamiklere de eş derecede dikkat edilmesini zorunlu kılar.
3. Bilgi Yapışkanlığı ve Entelektüel Sürtünme (Information
Stickiness and Knowledge Friction)
"Bilgi yapışkanlığı" kavramı, Eric von Hippel
(1994) tarafından ortaya atılmış olup bilginin bir yerden alınarak başka bir
yerde kullanılabilir biçimde aktarılmasının maliyetini ifade etmektedir. Bu
maliyet düşük olduğunda yapışkanlık da düşük, maliyet yüksek olduğunda ise yapışkanlık
yüksektir. Örtük bilginin (tacit knowledge) transferi özellikle güçtür;
deneyimli bir kontrolörün yıllar içinde geliştirdiği örüntü tanıma kapasitesi
ve durumsal farkındalık bu türden bir bilgidir ve ne kılavuzlarda ne de
prosedürel dokümanlarda tam olarak temsil edilemez.
Öte yandan "sürtünme" (friction), uzmanlığın ve
sağlıklı karar almanın gelişmesi için kaçınılmaz olan entelektüel çatışma ve
farklı bakış açılarının çarpışmasıdır. Sürtünmenin eksikliği, grup düşüncesine
(groupthink) ve varsayımların test edilmeden kabul edilmesine neden olur. ATC
birimlerinde hiyerarşik gradyan (authority gradient), otoriter liderlik
stilleri ve "her şey yolunda" algısı, birimleri bu tehlikeye karşı
savunmasız kılar. Emniyet kültürünün (Safety Culture) güçlü olduğu birimlerde
ise "Just Culture" (Adil Kültür) prensipleri bu sürtünmeyi sağlıklı
bir şekilde yönetir.
4. Kusurlu Zihinsel Modeller ve Karar Öncülleri
Dinamik bir çalışma ortamında geçerliliğini yitirmiş
zihinsel modellerin ve bunlara bağlı karar öncüllerinin (premises) kullanılmaya
devam etmesi, gerçeklik ile karar vericinin zihinsel modeli arasında tehlikeli
bir uçurum yaratır.
ATC bağlamında bu durum özellikle iki örüntüde kendini gösterir: İlki, otomasyon kaynaklı rehavet (automation complacency) başlığı altında ele alınır; araçların ve sistemlerin güvenilirliğine duyulan aşırı güven, beklenmedik sistem hatalarında reaktif karar almayı sekteye uğratabilir. İkincisi ise plan-devam hatası (plan continuation error) dır: Karar vericiler seçtikleri bir eylem planının sonuçlarını yeterince simüle etmezler; özellikle durum dinamik olarak gelişirken gelecekteki riski yansıtmayı başaramazlar. Bu bilişsel hata türü, havacılık tarihinde yaklaşma ve iniş safhası kazalarının (ALA - Approach and Landing Accidents) en yaygın nedenlerinden biridir. Aşırı iş yükü ya da zaman baskısı, bir seçeneğin sonuçlarını tam olarak değerlendirmeyi engelleyebilir.
Kaynaklar:- Chermack, T. J. (2003). Mental models in decision making and implications for human resource development.- von Hippel, E. (1994). "Sticky information" and the locus of problem solving: Implications for innovation. Management Science.- Simon, H. A. (1979). Rational decision-making in business organizations. American Economic Review.- National Research Council. (1997). Flight to the Future: Human Factors in Air Traffic Control. Chapter 5: Cognitive Task Analysis of ATC. (alert-passed)
.jpg)

.png)
Lütfen ofansif bir dil kullanmadığınızdan, yapıcı öneriler ve eleştirilerde bulunduğunuzdan emin olun. Yorumlar denetlendikten sonra uygun bulunursa yayımlanmaktadır. Anlayışınız için teşekkürler.